T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Adalar Müftülüğü

27.07.2016

BÜYÜKADA HAMİDİYE CAMİİ

 

İstanbul’da Büyükada’da XIX. yüzyılın son yıllarında yapılmış cami.

Fetihten sonra yerli Rumlar’ın yoğun olarak yerleştikleri Marmara takım ada­larından Büyükada’da XIX. yüzyılda Türk-ler’in de yaşamaya başlaması sebebiyle ortaya çıkan ihtiyacı karşılamak üzere II. Abdülhamid tarafından 1310’da (1892-93) Maden mahallesinde inşa ettirilmiş­tir. Servili veya Büyükada Camii de deni­len ibadethane günümüzde adanın mer­kez camii olarak kullanılmaktadır.

Cephelerinde bilhassa empire üslûbu­nun ağırlıklı olduğu görülen cami, fevka­ni olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında İs­tanbul mimarisinde hâkim olan Batı üs­lûbunda yapılmıştır. Caminin duvarların­da muntazam işlenmiş küfeki taşları kul­lanılmıştır. Yüksek bir bodrum üzerinde olduğundan son cemaat yerine mermer basamaklı iki taraflı bir merdivenle ula­şılır. Kapalı bir mekân halinde olan ve pencerelerden ışık alan son cemaat yeri­nin üstünü çıtalı ahşap bir tavan örtmektedir. Tavanın göbeğini iki tarafında birer hilâl olan sekiz uçlu bir yıldız süsler. Son cemaat yerinden bir merdivenle çıkılan kadınlar mahfili kagir ve üstü kurşun kaplı bir tonozla örtülmüş olup sol taraftaki bölümü bir sütunla destek­lenen bir çıkma halinde ana mekâna uzanır.

Hamidiye Camii’nin harimi, mihrabı dı­şarıya yarım yuvarlak bir çıkıntı teşkil eden kare bir plana sahiptir. Bu ana me­kânın üstü dıştan kurşunla kaplanmış ahşap bir kubbe ile örtülmüştür. İç sathı bağdadî çıta üzerine sıvanarak kalem işi nakışlarla bezenen kubbenin göbeğinde siyah zemin üzerine altın yaldızla İhlâs sû­resi yazılmıştır. Harim iki sıra halindeki dikdörtgen biçimli pencerelerden ışık alır.

Dış cephelerde klasik cami mimarisine aykırı olarak bir konak mimarisi görünü­mü ağır basmaktadır. Pencereli bir kitle halindeki Hamidiye Camii’nin saçağının üstünde, Türk sanatının dinî yapılarında hiç görülmeyen bir korkuluk (parapet) dik­kati çeker. Sağ tarafta yükselen bütünüy­le kesme taş minare de klasik minare mi­marisine uymayan bir özelliktedir. Bile­zikli bir biçimdeki kısa gövdesi yuvarlak­tır. Şerefe çıkması ise yine birkaç kade­meli bilezik biçimindedir. Minare külahı, 1894 zelzelesinin ardından İstanbul mi­narelerinin çoğu gibi kârgir olarak inşa edilmiştir.

Abdülhamid döneminde eski Türk sanatına dönüşün başladığı ve Türk neo-klasiği örneklerinin verildiği yıllarda kar­ma üslûpta ve bütünüyle yabancı sanat anlayışlarının tesiri altında muhtemelen yabancı asıllı mimar veya kalfalar tarafın­dan İnşa edilen Hamidiye Camii Türk ya­pı sanatının son safhasının tarihçesi ba­kımından ilgi çekicidir.
TDV İslâm Ansiklopedisi